Başarı Öyküleri [Arşiv] - Nebu Forum

PDA


Orijinalini görmek için tıklayınız : Başarı Öyküleri


kartal70
20-04-2009, 02:48
Dans Etmek İçin Yaşayan Kız


Joseph Blank - Reader’s Digest– Hastalıgın pençesine düstügünde, içinden yükselen “Daha” sesine kulak verip, iyilesecegine tek inanan kendisiydi. Doktor yogun bakım servisindeki odasına girip yatagının kenarına oturdugunda, saat aksamın onunu gösteriyordu. “Durum nasıl görünüyor?” diye sordu. Doktorun yanıt vermek için duraksadıgı süre, yirmiüç yasındaki esmer dansçıya yüzyıllar gibi gelmisti. Çok zayıftı, normal kilosunun çok altına düsmüstü ve incecik kolları sırınga izlerinden mosmordu. Doktorun ona verecek bir kötü haberi daha vardı. “Böbreklerin iflas etmek üzere” dedi sessizce. Bundan böyle, yasamda kalmasının iki seye baglı oldugunu anlattı. Basarılı bir böbrek nakline ya da diyaliz makinesine baglı yasamasına... Normalde içi içine sıgmayan bir genç kızdı. Hastalıgına gerçekçi bir tavırla yaklastı. Ama doktor odadan çıkar çıkmaz anne ve babasını arayıp, aylardan buyana ilk kez hüngür hüngür aglamaya basladı. “Ne olursa olsun, dans etmeyi sürdürecegim” dedi hıçkırarak. Yasamı boyunca tek düsü dans etmekti. Henüz üç yasındayken evin içinde dans etmeye baslamıs ve dans dersleri almak istedigini söylemisti.Ortaokuldayken, kendisinden küçük ögrencilere dans dersleri vermeye baslamıstı, daha sonraları da kimi oyunların koreografisini üstlenmisti. Bu arada da profesyonel bir dansçı olmustu, caz, tap, folk, akrobatik ve modern danslar... su an ise, kaynagı bilinmeyen “lupus erythematosus” (LE) adlı bir hastalıgın pençesindeydi. Bu hastalık kendini genellikle, yüzde kelebek biçiminde kasıntı veren kızarıklıkla belli eder. Çok ender durumlarda, eklemleri ve yasamsal organları –böbrekleri, karacigeri, kalbi ya da beyni– etkiler. Nedendir bilinmez, on hastanın dokuzu kadındır. Çogu hastada ilaç tedavisi ise yarar ve kısa süre içinde hastalık tümüyle yok olur. Öte yandan hastalık böbreklere bulasırsa, ilaç tedavisi ancak sınırlı olarak ise yarar. Bu durumda böbrek yetmezligi sıkça karsılasılan bir olaydır. Çocuklugundan buyana LE belirtileri göstermisti, cildindeki kızarıklıklar günese çıktıgında daha da belirginlesiyordu. (Bu kalıtımsal hastalıgı annesinden almıstı, oysa annesinin rahatsızlıgı cilt düzeyinde kalmıs, hiç ilerlememisti). Bulug çagına geldiginde, hastalıgı bünyesel türe döndü, dirseklerinde ve bileklerinde agrılara ve parmaklarında sisliklere neden olmaya basladı. Ardından, bir gösteri sırasında, hastalık eklemlerine ve böbreklerine yayıldı. Gösterinin koreografı ona kilo aldıgını söyledi. Oysa bu yag degildi: Dokuları su tutuyordu. Neredeyse aç kaldıgı bir rejim uygulamasına karsın, sürekli kilo alıyordu. sismis ayakları ayakkabılarına sıgmaz olmustu. Eklemleri o denli agrıyordu ki, dis macunu tüpünü sıkmak için iki elini kullanmak zorundaydı. Ama iradesiyle her gece üç gösteriye çıkmayı sürdürdü. Sonra bir gece kuliste, sırtına bıçak gibi bir agrı saplandı ve inleyerek sandalyesinden yuvarlandı.Evine döner dönmez, doktorunu aradı. Doktor ona ilaç ve bir beslenme programı yazdı ve bir süre dinlenmesini önerdi. “Yeniden dans edeceksin” diye söz de verdi.
İlkbaharda, ise dönebilecek denli güç toplamıstı. Ama bir zamanlar sınır tanımayan enerjisi uçup gitmisti ve bir temmuz sabahı çenesinin altında bir sislikle yeniden hastaneye yatırıldı. simdi de akcigerlerine bulasan bünyesel “lupus erythematosus”, zatürreeye ve siddetli öksürüge neden oluyordu. Böbrekleri de islevlerini yerine getiremiyordu. Vücudunu, böbreklerinin süzmeyi basaramadıgı zehirli atıklardan kurtarmak için onu diyaliz makinesine bagladılar. Gögüs kafesinin içine yerlestirdikleri ve o-tuzaltı saat içinde dolup tasan boru, sürekli olarak bosaltılıyordu. Doktorunun dısında, hastane personelinden hiç kimse onun yasayacagına inanmıyordu. Kanını temizlemek için, vücuduna takılacak bir plastik boruyla, haftanın üç günü yapay böbrek görevi gören bir makineye baglanması gerekiyordu, bu sekiz saat süren bir islemdi.Bilinci yerindeydi. Birçok kez, serum takılıyken, igneyi kolundan çıkartıp, bacak kaslarını güçlendirmek için egzersizlerini yapmıstı. Hastane yetkilileri en sonunda, basına gelebilecek kazalardan sorumlu olmadıklarına iliskin bir kagıt imzalatmıslardı. Yaz boyunca genç kız kısa süreli aralıklarla evine gönderildi. Ama hastalık hiçbir tedaviye yanıt vermiyordu. Sürekli kan ve ilik örnekleri alınıyordu. Boynundaki korkunç agrılar dik oturmasına ve yemek yemesine engel oluyordu. Böbrek yetmezligi tansiyonunun asırı derecede yükselmesine neden oluyordu. Ardından siddetli kasılma- lar bas gösterdi. Bu spazmlar sırasında elinde ya da agzında ne varsa düsürüyordu. Eylülün basında bir sabah evde, uzanmıs kız kardesiyle konusurken siddetli bir kasılma daha olustu ve bu kez yataktan düsüp bilincini yitirdi. Aceleyle hastaneye yetistirdiler.Bu krizden kısa süre sonra, doktor, onunla böbreklerinin iflas ettigini söyledi ve en sonunda onu yapay böbrek makinesine baglamak için ikna etmeyi basardı. Genellikle makineye baglı olan boru, hastanın uylugundaki bir atardamara baglanırdı. “Ama ben bir dansçıyım” diye karsı çıktı. “Bu seyin, bacagımdan sarkmasına izin veremem!” Böylece doktor, plastik tüpü sol el bilegine bagladı. En sonunda uygun bir organ bulundugu taktirde, böbrek nakline karar verildi. Annesi, babası ve kız kardesi böbreklerinden birini vermeye gönüllüydüler. Testlerden sonra en iyi aday annesi seçildi.Böbrek naklinden bir önceki gece, üç dansçı arkadası onu ziyarete geldi. “Neseli olmaya çalısıyordu” diye anımsıyor arkadaslarından biri. Kısa süren ziyaretlerinden sonra, arkadasları hastanenin merdivenlerinde durup, “Asla kurtulamayacak” diyerek gözyaslarına engel olamamıslardı.
Ertesi gün, annesiyle birlikte, yedi saat süren ameliyatlar geçirdiler. Her iki böbregi de alındı ve annesinin sag böbregi kendisine nakledildi. Agır bir ilaç tedavisi uygulanıyordu. En sonun da böbrek görevini yerine getirmeye ve yaraları iyilesmeye basladı. iyilesmeyi beklerken hasta yatagında hiçbir sey yapmadan kalamazdı, dansa dönebilmek için savasıyordu. Ne gücü, ne esnekligi, ne kondisyonu –hiçbir seyi– kalmamıstı. İlk baslarda yalnızca birkaç dakika ayakta kalabiliyordu ve bir adım atmaya ya da basamak çıkmaya çalıstıgında yere düsüyordu. Fizik tedavi amaçlı alıstırmalarını, aerobik egzersizlerini ve sıradan dans adımlarını yaparken terliyordu. “Baslarda mekik çekerken sanki gögsümün üzerinde bir tonluk agırlık varmıs gibi duyumsuyordum” diye anlatıyordu. “Alıstırmalardan sonra her yerim acıyordu, ama acıması demek kasın çalısıyor olması demektir.” Herseye karsın mutluydu.Bir yıl sonra, Universal City’deki “Uluslararası Festival” ile profesyonel dans yasamına geri döndü. Korkuyordu. “O denli uzun süredir sahneye çıkmamıstım ki, düsecegimden korkuyordum.” Oysa harika bir performans sergiledi. Doktoru seyirciler arasında oturmus, onu alkıslıyordu

kartal70
20-04-2009, 02:55
Koltuk Değneklerinden Koşuculuğa Giden Yol

Birkaç yıl önce Elkhart Kansas’ta ,iki kardeş bir okulda çalışıyorlardı. Her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların görevi idi.

Soğuk bir günün sabahı , kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. Birisi, bir şişe gazı odunların üstüne döktü ve ateşe verdi. Öyle büyük bir patlama oldu ki , eski bina sallandı. Patlama sırasında büyük kardeş öldü,diğerinin de bacakları feci şekilde yandı. Daha sonra ,şişeye yanlışlıkla benzin doldurulduğu ortaya çıktı.

Yaralanan çocuğu tedavi eden doktor, çocuğun bacaklarını kesmenin daha iyi olacağını söyledi. Anne ve babası yıkılmıştı.Zaten bir oğullarını yitirmişlerdi.Şimdi de diğer oğulları bacaklarını kaybedecekti. Ama inançlarını kaybetmemişlerdi. Doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler . Doktor kabul etti. Çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için dua ediyorlar ve hergün doktordan kesmeyi bir gün daha ertelemesini istiyorlardı.Bu iki ay sürdü . Doktorla hergün tartışıyorlardı.Bu arada da çocuklarını hergün tekrar yürüyeceğine inandırıyorlardı. Çocuğun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldığında ,sağ bacağının diğerinden altı santim daha kısa olduğu ortaya çıktı.Sol ayağındaki parmaklar da nerede ise yoktu.Ama oğlan yinede kararlıydı . Acılar içinde kıvranmasına rağmen , her gün egzersiz yaptı ve nihayet bir-iki adım atmayı başardı. Bu genç adam, daha sonra koltuk değneklerinden de kurtuldu ve yürümeye başladı. Derken koşmaya da başladı.

Bu genç adam koştu,koştu ve koştu.Nerede ise kesilmek üzere olan bacaklar ona bir dünya rekoru bile kazandırdı.Bu genç adam Glenn Cunningham’dı. “Dünyanın En Hızlı İnsanı” olarak tanınan gence Madison Sguare Garden ‘da yüzyılın sporcusu ünvanı da verildi.

kartal70
20-04-2009, 02:57
Sakıp SABANCI’ nın Başarı Sırları

Kuruluşundan beri Hacı Ömer Sabancı Holding´in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapmış olan Merhum Sakıp Sabancı, 7 Nisan 1933 tarihinde Kayseri´nin Akçakaya köyünde fakir bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Çok genç yaşlarda, Bossa Un Fabrikası´nda veznedarlıkla iş hayatına başladı. Sırasıyla, Çiftlik Müdürü ve Bossa Tekstil İşletmesi Müdürü oldu. Babasının 1966 yılında vefatından sonra kurulan Sabancı Holdingin Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirildi.

1964 yılından itibaren, 25 yıl müddetle Adana ve Kocaeli Sanayi Odaları; Türkiye Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği Üyeliği ve Başkanlığı yaptı. 1986 yılında Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği TÜSİAD´ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlenen Sakıp Sabancı, 1987 - 1990 yılları arasında Yüksek İstişare Konseyi Başkanlığı’nı yaptı. Sabancı, Hacı Ömer Sabancı Vakfı (VAKSA)´nın kurucuları arasındaydı.

Sabancı´nın "İşte Hayatım", "Para Başarının Mükafatıdır", "Gönül Galerimden", "Rusya´dan Amerika´ya, Gezdiklerim Gördüklerim", "Ücret Pazarlığı mı, Koyun Pazarlığı mı?", "Gelişen, Değişen Türkiye", "Daha Fazla İş, Daha Fazla Aş", "Doğu Anadolu Raporu", "Başarı Şimdi Aslanın Ağzında" , Hayat Bazen Tatlıdır", "Bıraktığım yerden Hayatım", "Herşeyin Başı Sağlık", İngilizce ve Japonca yayınlanan "This is My Life" ile İngilizce yayınlanan "Tur***: Changing and Developing" adlı ondört kitabı vardır.

Sakıp Sabancı´ya 1984´de Eskişehir Anadolu Üniversitesi, 1986´da Amerika´nın New Hampshire Universitesi, 1992´de İstanbul Yıldız Üniversitesi, 1993´de Kayseri Erciyes Üniversitesi, 1997´de İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Kıbrıs Girne Amerikan Üniversitesi, Edirne - Trakya Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi, 1998´de Washington Southeastern Üniversitesi (ABD), 1999´da Çukurova Üniversitesi ve 2002´de Kırıkkale Üniversitesi tarafından "Fahri Doktorluk" ünvanı verilmiştir.

Sakıp Sabancı, ayrıca 1987 yılında "Belçika Kraliyet Nişanı" ve 1992´de Japon Hükümeti tarafından verilen "Kutsal Hazine Altın ve Gümüş Yıldız Nişanı" ile 2000 yılında, Sabancı Üniversitesi Müzesi´ne bağışladığı ve "Altın Harfler" adı altında Türk Hat eserlerinin ve tablolarının ilk defa Louvre Müzesi´nde sergilenmesini sağlayarak Fransa´da Türk kültürünü tanıtmadaki başarılı katkılarından dolayı Fransız Hükümeti tarafından "Legion d´honneur" Şeref Nişanı ile onurlandırılmıştır.

Sakıp Sabancı´ya 1997 yılında Cumhurbaşkanı tarafından "Devlet Üstün Hizmet Madalyası"; İsviçre-Zürih´teki Avrupa Ekonomi Enstitüsü tarafından "Avrupa Kristal Dünya Ödülü" ve Hukukun Egemenliği Derneği tarafından da "Kaliteli İnsan Onur Ödülü " verilmiştir.

Sakıp Sabancı 1999 yılında New York´da FABSIT Vakfı tarafından "Yılın İşadamı" ödülünü, Türk-Amerikan İşadamları Derneği (TABA) tarafından "Türkiye Tanıtım Ödülü" almıştır.

Türkiye genelinde birçok caddeye "Sakıp Sabancı" adı verilmiştir. Sabancı Türkiye´de Artvin, Erzurum, Kırıkkale illeri ve Torbalı beldesi ile ABD´de New Hampshire, Houston ve Beverly Hills kentlerinin "Fahri Hemşerisi" seçilmiştir.

Sakıp Sabancı evli, 3 çocuk babası ve 1 torun sahibiydi. Sakıp Sabancı 10 Nisan 2004 tarihinde vefat etmiştir.

sabanci.com